TBMM'de meme
kanseri konuşuldu
Ulusal kayıt programı yok, uzman radyolog ve onkolog sayısı yetersiz, hasta sayısı 60 bin, sayı hızla
artıyor. Meme kanserindeki ciddi artış ve nedenleri Meclis'te masaya yatırıldı.
İSTANBUL - Meme kanseri başta olmak üzere kanser vakalarındaki artışa neden olan faktörleri ve alınacak önlemleri belirlemek
amacıyla geçtiğimiz günlerde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanser Araştırma Komisyonu'nda konuşan Prof. Dr. Vahit Özmen,
bu yıl yaklaşık 18 bin kadının meme kanseri tanısı alacağının öngörüldüğünü söyledi.
"Meme kanseri sıklığı, solunum yolu infeksiyonları, HIV, ishale neden olan bulaşıcı hastalıklar ve tübekülozun önüne geçmiştir.
Kadın kanserleri arasında meme kanseri, en sık görülen ve en çok ölüme neden olanıdır. Dünyada her yıl yaklaşık 500 bin kadının
meme kanseri nedeniyle öldüğü hesaplanmaktadır. 2010 yılı içinde, tüm dünyada 1.500 bin yeni meme kanseri tanısı konulacağı ve
bu hastaların büyük bir kısmının düşük-orta gelirli ülkelerde olacağı tahmin ediliyor.
Meme kanserinin, varlıklı zengin ülkelerin hastalığı olduğu şeklinde yanlış bir kanı var. Aslında meme kanserinden ölümlerin
yüzde 55’i düşük-orta gelirli ülkelerde meydana geliyor ve bu ülkelerde meme kanseri sıklığı her yıl yüzde 5 oranında artıyor.
Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu (MHDF) olarak, “Meme Kanseri Kayıt Programı” içerisinde olan yaklaşık 15 bin kadında
yaptığımız bir çalışmada, 40 yaşın altındaki meme kanseri hastası kadınların, tüm meme kanseri hastası kadınlara oranı yüzde 20
olarak bulunmuştur. Bu oran, Batı Avrupa ve ABD’de yüzde 5 kadardır. Ülkemizde genç kadınlarda hastalığın çok olması, genç kadın
nüfusunun yüksek olması ve genç kadınların yaşam tarzının batı toplumlarına benzemesi ile açıklanabilir."
Türkiye’de meme kanserinin önümüzdeki yıllarda da artmaya devam edeceğini vurgulayan Prof. Özmen'e göre, 2020 yılına kadar meme
kanseri sıklığı ve meme kanserinden ölümler yüzde 50’den daha fazla artacak:
ERKEN TANI VE TEDAVİYİ SINIRLAYAN FAKTÖRLER VAR
"Bu istatistikler belki de tahmin edilen değerlerin altında olacaktır, çünkü ülkemizde sağlıklı verilere ulaşmakta güçlük
çekmekteyiz. Meme kanserinin tanı ve tedavisindeki önemli gelişmelere rağmen, ekonomik sıkıntılar, alt yapı olanaksızlıkları,
sağlık çalışanları ve kadınlarımızda meme kanseri farkındalığının oluşamaması, yazılı ve görsel basının bu konunun önemini
vurgulayamaması, meme kanserinin erken tanısını ve etkin tedavisini sınırlıyor.
 |
|
| Bir araştırmaya göre, Diyarbakır ve Van’da ileri evre
meme kanseri oranı yüzde 50’nin üzerinde. Bu oran, İstanbul’da yüzde 15, İzmir ve Antalya’da yüzde 20 civarında.
Batı Avrupa ve ABD’de lokal ileri ve metastatik meme kanseri oranı ise yüzde 5’in altında. |
 |
Prof.Dr. Vahit Özmen
|
|
Meme kanserinde sağkalım oranının düşük olması, tanının geç konulması ve tedavideki yetersizliğe bağlı.
Gerçekten, evre 0’da 10 yıllık sağkalım oranı yüzde 100, evre I’de yüzde 90 civarında iken, evre III’de bu oran yüzde 50’nin
altına düşüyor.
MEME KANSERİ KAYIT PROGRAMI NEDEN ÖNEMLİ?
"Bir ülkede sağlıklı kanser kayıtları ve istatistikleri olmadan, kanserin ülke için ne kadar önemli bir sorun olduğu ortaya
konulamaz ve sağlıklı korunma, erken tanı, tarama, etkin tedavi ile takip programları uygulanamaz" diyen Prof. Özmen, bir
ülkenin gelişmiş ve modern bir ülke olduğunu kanıtlayabilmesi için bu verilerin çok düzenli ve sağlıklı şekilde toplanması ve
yayımlanmasının şart olduğunu vurguladı.
İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Meme Ünite’sinde 1986 yılından beri sağlıklı bir meme kanseri
kayıt programı uygulandığını söyleyen Özmen, "Ülkemizde tüm meme kanseri hastalarının düzenli olarak kayıt edildiği bir
“Ulusal Meme Kanseri Kayıt Programı” maalesef mevcut değil. Ancak, Meme Hastalıkları Dernekleri Federasyonu olarak 2005 yılında
başlattığımız 'Meme Kanseri Kayıt Programı' bugün 15.000’e yakın meme kanseri hastasını kaydetmeyi başarmıştır. Bu programdaki
hastalara ait veriler değerlendiriliyor, kitap ve makale haline getirilecek. Bu sayede, Türkiye’deki meme kanseri hastalarına ait
epidemiyolojik ve klinik bilgiler ortaya konuluyor. Bu programa, 'http://www.mhdf.org.tr/' adresinden girilip hasta kayıtları
yapılıyor" dedi.
MEME KANSERİNDEN KORUNMAK MÜMKÜN MÜ?
Bazı tedbirlerle meme kanseri riskinin azaltılabileceğini vurgulayan Prof. Vahit Özmen, risk azaltıcı faktörleri anlattı,
kişilere ve yöneticilere düşen sorumluluklara değindi:
"Laktasyon, yani emzirme süresinin uzun olması (12 aydan fazla olması), düzenli fiziksel aktivite (haftada 5 gün ve toplam 5 saat),
kilo kontrolü, aşırı alkol alımından kaçınma, hormon replasman tedavisinin kısa süreli uygulanması (5 yıldan az) ve radyasyondan
kaçınma meme kanseri riskini azaltacaktır. Bu tedbirlerin duyurulması ve takibi, ekonomik ve kişisel kaynakların varlığı ile
bunların yerinde kullanımına bağlıdır.
Geçtiğimiz yıl World Journal of Surgery’de yayınlanan çalışmamızda, kürtaj yaptırmak, doğurmamak veya 35 yaşından sonra doğum
yapmak ve şişmanlık meme kanseri riskini artıran faktörler olarak saptanmıştır. Bu sonuçlara bakarak kadınlarımıza; 30 yaşından
önce doğum yapmayı, uzun süreli emzirmeyi, haftada 5 gün toplam 5 saat egzersiz yapmayı, özellikle menopoz döneminde olmak üzere
kilo almamayı, dengeli beslenmeyi, en azından orta eğitimi tamamlamayı, alkol kullanmamayı, dışarıdan hormon almadan önce mutlaka
uzmanlara danışmayı ve meme kontrollerini düzenli yaptırmayı öneriyoruz.
Yerel yönetimler, üniversiteler, okullar ve sağlık kuruluşları ile işbirliği yapılması, kadınların ve öğrencilerin meme kanseri
farkındalığını arttırılabilir. Toplu yürüyüş gibi egzersiz programları uygulanabilir. Yerel sağlık kuruluşu çalışanları ve buraya
gelen kadınlar meme kanseri risk faktörleri konusunda eğitilebilir. Beslenme için özel bir diyet önerilmesi güçtür.
Ancak, sebze ve meyvelerin mevsiminde tüketilmesi, daha çok beyaz et tercih edilmesi, özellikle hayvansal yağların az kullanılması
ve vücut kitle indeksinin 25’in altında tutulması önerilebilir. Toplu taşımalarda, iş yerlerinde diyet ve egzersiz ile ilgili
uyarılar yer almalıdır. Kadınlara alkol kullanmamaları, alkol kullanan kadınların günde 1 kadehten fazla tüketmemeleri,
ayrıca ciddi menopoz sendromu olan kadınlara da sınırlı sürede hormon replasman tedavisi doktor kontrolünde önerilmelidir."
TEDAVİNİN BAŞARISI TEŞHİS AŞAMASINA BAĞLI
Meme kanserinde tedavi başarısını belirleyen en önemli parametre, hastalığın erken evrede tanınması. Çünkü, kanserin erken evrede yakalanmasıyla ölüm oranı azalıyor ve etkin tedavi şansı artıyor.
Mevcut meme kanseri tarama yöntemleri; kendi kendine muayene, klinik muayene ve mamografiyi kapsıyor. Mamografinin,
meme kanserini yakalamada etkinliği kanıtlanmış en önemli ve tek yöntem olduğunu söyleyen Prof. Özmen, ülkemizdeki kadınların,
mamografi olanakları, ücretsiz mamorafi çektirme ve muayene yönünden diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha şanslı oldukları
görüşünde:
"2005 yılında çıkarılan bir kararname ile 50 yaşın üstündeki her kadın, herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı değilse,
devlet hastanelerinde ücretsiz mamografi çektirebiliyor. Ayrıca, Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi tarafından 81 ilde
kurulan ve sayıları 120’ye ulaşan Kanser Erken Teşhis ve Eğitim Merkezleri’nde (KETEM) ücretsiz muayene yapılıyor ve mamografi
çekiliyor."
HANGİ KADINLAR DAHA FAZLA RİSK ALTINDA?
Erken adet görme (12 yaşından küçük), doğurmama, ailesinde meme kanseri olması (anne, kız kardeş, kız),
35 yaşından sonra doğurma, süt vermeme, geç menopoza girme (55 yaşından büyük), uzun süre hormon replasman tedavisi ve
doğum kontrol hapı kullanma, meme kanseri genlerini taşıma, meme kanserinin bilinen en önemli risk faktörleri. Prof. Özmen,
bu risk faktörlerini taşıyan kadınlar için, KETEM’lerde ve meme merkezlerinde “Yüksek Risk” polikliniklerinin kurulması ve
yüksek riskli kadınların daha düzenli takip edilmesi gerektiğini söylüyor.
TÜRKİYE'DE MEME KANSERİ UZMANLARI YETERSİZ
Meme kanseri tanısı fizik muayene, radyolojik ve patolojik değerlendirme ile konuyor.
Ülkemizde meme kanserinin radyolojik değerlendirilmesi konusunda üç önemli eksiklik olduğunu belirten Prof. Özmen,
o eksikliklere şöyle dikkat çekiyor:
1-Meme radyolojisinde deneyimli radyolog ve teknisyenlerin yetersizliği: "Ülkemizde yaklaşık 1.500 radyoloji
uzmanı var. Bunlar arasında meme konusunda deneyimli radyoloji uzmanı sayısı ise son derece yetersiz. Bu nedenle Türk Radyoloji
Derneği tarafından tüm ülkeyi kapsayacak kurslar düzenlemeli ve deneyimli meme radyolojisi uzmanı sayısı arttırılmalı.
Mamografi teknisyeni sayısı da yeterli değil.
2-Mamografi, ultrasonografi ve MR ekipmanlarının yetersizliği ve kalite kontrolü: Ülkemizde radyasyon yayan
tanı ve tedavi ekipmanların düzenli periyodik kontrolleri yapılmıyor.Bunun sonucunda, kalitesiz mamografi cihazları ile çekilen
mamografiler hem hastaya fazla radyasyon veriyor hem de tanıda güçlüğe neden oluyor. Bu nedenle cihazların kalite yönünden
periyodik kontrolleri yapılmalı ve bu kalite belgeleri görülebilir yerlere asılmalı. Bu kontrolleri MHDF, Türk Radyoloji Derneği
ve Sağlık Bakanlığı birlikte yapmalı.
3-Patolojik Değerlendirme: Meme kanserinde kesin tanı ve kanserin ilerleyişine yönelik faktörlerin
belirlenmesinde deneyimli meme patologlarına ciddi gereksinim var. Türkiye’de toplam patolog sayısı yaklaşık 1.300 kadar.
Deneyimli meme patoloğu sayısı ülke nüfusuna bakıldığında yeterli değil. Ayrıca yetişmiş patoloji teknisyenlerinin sayısı da
arttırılmalı. MHDF’nin düzenlediği kurslar dışında, Türk Patoloji Derneği de “Meme Patolojisi Eğitim Kursları” düzenlemektedir.
Bu kurslar yoğun sertifikasyon kurslar adı altında yaygın ve hızlı şekilde yapılmalıdır."
ETKİN TEDAVİ NASIL OLMALI?
Meme kanseri tedavisi, bir çok kliniğin ve uzmanlığın birlikte çalışacağı "Mültidisipliner" bir tedavi. Bu nedenle tedavinin
yapılacağı hastanelerde meme kanseri konusunda deneyimli genel cerrah, radyoloji, patoloji, onkoloji, moleküler biyoloji,
fiziksel tıp, rehabilitasyon, plastik cerrahi ve nükleer tıp uzmanlarının bulunması gerekiyor.
Prof. Özmen, bir hastanede, uyum içinde çalışacak meme kanseri uzmanları yoksa bu merkezde, meme kanseri tedavisinin
yapılmaması gerektiğini belirtiyor ve Türkiye'de medikal onkolog ve radyolog sayısının da yetersiz olduğunu söylüyor:
 |
|
| Türkiye'de kemoterapi yapılan onkoloji merkezlerinin sayısı yetersiz.
Meme kanserinde diğer önemli lokal tedavi olan radyoterapide de durum aynı. Ülkemizde 400 kadar radyoterapi uzmanı mevcut.
Özetle, medikal radyolog, radyoterapi merkezi ve modern radyoterapi cihazlarının sayısı da yeterli değil.
Batı Avrupa ve ABD’de lokal ileri ve metastatik meme kanseri oranı ise yüzde 5’in altında. |
 |
Prof.Dr. Vahit Özmen
|
|
Türkiye'de kemoterapi yapılan onkoloji merkezlerinin sayısı yetersiz. Meme kanserinde diğer önemli lokal tedavi olan
radyoterapide de durum aynı. Ülkemizde 400 kadar radyoterapi uzmanı mevcut. Özetle, medikal radyolog, radyoterapi merkezi ve
modern radyoterapi cihazlarının sayısı da yeterli değil. Bu sayının acil olarak arttırılması gerekir. Ayrıca, kemoterapinin
oldukça fazla yan etkilerinin olduğu ve maliyeti dikkate alınırsa, medikal onkoloji uzmanı sayısı ve tedavideki deneyimlerinin
ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılabilir. Bugün meme kanseri hastasında, trastuzumab etken maddeli aşının 1 yıllık tedavi
maliyeti 70.000 liranın üzerindedir. Ülke koşullarına uygun tedavi kombinasyonlarının tespiti için araştırmalar yapılması bu
nedenle zorunludur. Ayrıca, yıllık kontrollerle, yapılan tedavilerin ve uygulama yapan cihazların etkinlikleri, tedavi değerleri
ve yaydıkları radyasyon miktarları mutlaka denetlenmelidir."
"Hastaya, hastalığının tedavi edilebilir bir kanser olduğu anlatılmalı. Hasta ve yakınları daha sonra kanser ve
psikolojik yaklaşım konusunda uzman olan psikiyatrist ve psikologlar tarafından düzenli aralıklarla kontrol edilmeli.
Böylece ortaya çıkabilecek anksiyete, depresyon ve
umutsuzluk gibi psikolojik sorunlar tedavi edilebilir.Ancak ülkemizde bu alanda da deneyimli uzman sayısı son derece az.
Bu uzmanların da sayısı arttırılmalı, hastanın bu tedaviyi almasının yararlı olacağı anlatılmalı ve ikna edilmelidir.
Ayrıca metastatik meme kanseri olan ve kesin tedavisi mümkün olmayan hastalar destek tedavisi almak zorundadır.
Bu amaçla “Kanser Destek Tedavisi Merkezleri” kurulmalıdır. Ülkemizde maalesef “Destek Tedavi Merkezi (Hospice) bulunmuyor.
Bu merkezlerin de bir an önce ve yeterli sayıda kurulması, kanser hastalarının ve yakınlarının bu zor ve yıpratıcı dönemleri
yaşamalarına çok büyük bir destek verecektir."
|